Das Alevitentum ist eine humanistische, naturverbundene, tolerante, Weltoffene, Bescheidenheit und Nächstenliebe ausstrahlende Glaubenslehre.
Wir Aleviten stehen für Glaubensfreiheit, Einhaltung der Menschenrechte und Gleichberechtigung der Frau in der Gesellschaft
Im Alevitentum steht der Mensch im Mittelpunkt.
Das Alevitentum hat das Ziel; eine mit sich selbst, mit der Gesellschaft und mit der Natur zufriedene Persönlichkeit zu schaffen. Man kann es auch einen reifen Menschen nennen, der den Sinn des Lebens begriffen hat. Dies ist durch die vier Pforten und vierzig Säulen Lehre (4 Kapı 40 Makam), die das alevitische Wertesystem darstellen, erreichbar.
Die Moral des Alevitentum basiert auf die folgenden Worte von Hacı Bektaş Veli; „Beherrsche deine Zunge, deine Hände und deine Lende! Eline, beline, diline sahip ol!“
Wir Aleviten glauben an einem Gott, anerkennen Muhammed als Prophet und akzeptieren dadurch auch die anderen Propheten. Ausserdem ist Hz. Ali (und die 12 İmame) der erste (und weitere) Nachfolger vom Propheten Muhammed für uns.
Das gemeinschaftliche Gebet findet in dem Gottesdienst „Cem“ statt. Der Cem Zeremonie dient nicht nur zur Herstellung zu einer Gemeinschaft und Beten, sondern erfüllt gleichzeitig verschiedene Aufgaben wie Rechtssprechung und Streitschlichtung in der alevitischen Gesellschaft, womit eine friedliche Gemeinschaft erschaffen wird.
Hierbei hat auch das Ritual „Semah“ (ein Bestandteil des Gebetes) einen sehr hohen Stellenwert innerhalb der alevitischen Glaubenslehre. Dabei wird dieses Ritual in Begleitung von Saz (Langhalslaute) und mystischen Lieder von Männer und Frauen in Form einer Tanz und zwar in einem Kreis durchgeführt. Dies symbolisiert die Planetensystem bzw. den Kosmos und vor allem sind die Sonne und der Mond gute Beispiele hierfür.
Wir Aleviten fasten im Monat Muharrem 12 Tage lang und verteilen ein Tag später die Suppe „Aşure“.
Bu yazi www.alevitentum.de sayfasindan alintidir

Namaz ist für uns Aleviten eine äußerliche, sogar eine oberflächliche Form des Betens. Bei uns Aleviten liegt das Beten im Innerlichen, an den an die Göttliche Wahrheit gebundenen Werten.
Etymologisch gesehen stammt das Wort Namaz aus dem Persischen. Die Bedeutung von Namaz ist im Koran mit „SA’ALAT“ gleichzusetzen und SA’ALAT bedeutet soviel wie: Gebet, an Gott denken! Das Gedenken an Gott kann keine Form haben und ist nicht nur mit verschiedenen körperlichen Bewegungen zu bemessen. Gebet ist dafür, dass man mit dem Schöpfer in Verbindung ist, dass man ihn fühlt. Um Gott zu fühlen, braucht man keine bestimmten Uhrzeiten, keine Ortsangaben und keine Räumlichkeiten. Jeder kann sein Gebet jederzeit und überall ausführen. Man kann den Menschen nicht zwingen zu bestimmten Uhrzeiten zu beten und zwar so, dass alles vorgegeben ist. Der gesunde Menschenverstand wird sich fragen, warum man genau hier, genau an diesem Ort, genau um diese Uhrzeit beten soll! Oder ist für die Sunniten etwa Gott nur um diese Uhrzeiten zu erreichen?!
Wir erwähnen es oft und werden es weiterhin öfter erwähnen: Die Sunniten verlangen von uns, dass wir nach ihrer Art und Weise beten sollen! Wir werden uns gegen solch einen Druck mit allen Mitteln wehren.
In einer Glaubensrichtung sind Regeln und Formen eines Rituals selbstverständlich, aber man darf ein kulturelles Überbleibsel nicht als Grundfundament der Religion betrachten.
Es ist nicht unser Ziel, die tiefen Unterschiede zwischen den Aleviten und Sunniten zu beschreiben, unser Ziel ist anzudeuten, dass die Forderungen der Sunniten, dass wir Aleviten in die Moscheen gehen und am Tag fünfmal (5) beten sollen, denn nur dadurch würden wir guter Moslems, falsch ist, und das wir diese Forderungen nicht akzeptieren werden.
Die Sunniten sagen der Namaz sei das Grundgerüst des Islams! Man sollte am Tag mindestens fünf Mal beten, nur dadurch würde der Mensch fromm und wahrhaftig!
Warum steht es dann nicht im Koran, dass man fünfmal am Tag beten soll? Mit welchen Bewegungen man das Ritual durchführen soll? Wenn diese Bewegungen und somit der Namaz so wichtig sind, warum hat dann der liebe Gott in seinem Heiligen Buch Koran es nicht ausführlicher erwähnt? Oder will Allah, dass die Moslems in Zwiespalt geraten sollten?
Die Aleviten verleugnen oder lehnen den Namaz nicht ab, es ist eine Gebetsform, nur die Aleviten führen ihre religiösen Praktiken in Cem Zeremonien aus und diese Praktiken werden seit Hunderten von Jahren ausgeführt! Man wird gleich sagen, dass die Mehrheit der Moslems gleich beten und ihr seid nur eine Minderheit, aber die Geschichte hat uns mehrmals belehrt, dass Mehrheiten nicht unbedingt Recht haben!!!
Remzi KAPTAN
Zülfikar nedir ve neyi sembolize eder ?
Zülfikar, Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali'ye armağan edilen ucu çatal kılıcın adıdır. Zülfikarın savaş öncesi gökten indiğine inanılır. Hz. Muhammed'de bu gökten inen kutsal kılıcı Hz. Ali'ye hediye etmiştir. Zülfikar, asırlardır adaletin sembolü olarak işlevini sürdürmeye devam ediyor. Zülfikar, Hz. Ali'nin kişiliğiyle bir bütünlük haline gelmiştir. Hz. Ali'yi Zülfikarsız düşünmek mümkün değildir. Zülfikar'ı salt bir savaş aracı olarak görmemek gerekiyor. Zülfikar, gerçek adaletin, hakkaniyetin, doğruluğun, mertliğin sembolidir. Günümüzde Zülfikar Alevi olmayı (dışsal/zahiri anlamda da olsa) sembolize ediyor. Özelikle de Alevi gençliği Zülfikar'ı kolye şeklinde takıyor. Bu “Aleviyim” demenin, kimliğini Zülfikar'ın tarihsel misyonuyla açıklama biçimidir. Olmadık baskılara maruz kalan Alevinin kimliğini sembolize ediyor Zülfikar. Elbette boynuna her Zülfikar kolyesi takan kişi Alevi değildir. Alevi ise dahi bazıları Zülfikar'ın taşıdığı misyondan, Zülfikar da sembolleşen adalet anlayışından habersizdir. Bütün bunlara rağmen Zülfikar günümüzde Alevi kimliğini simgesel, biçimsel de olsa dışa yansıtıyor.
Pir Sultan Abdal, yedi ulu Alevi ozanından birisidir. Kişiliğiyle, sanatıyla, direnişiyle günümüzde de güncelliğini ve haklılığını korumaya devam ediyor. Pir Sultan Abdal’ın asıl ismi Haydar’dır. Soyu Yemen’den olup oradan Hoy’a yerleştikleri Anadolu’ya göçle beraber Sivas Yıldızeli Banaz yaylasına yerleştiği belirtilmektedir. Kesin doğum ve şahadet tarihi bilinmemekle beraber 1500’lü yıllarda yaşadığı varsayılmaktadır. Pir Sultan Abdal’ın en büyük özelliği ne pahasına olursa olsun inandığı değerlerden zerre kadar taviz vermemesidir. Pir Sultan Abdal’ın günümüzde de oldukça popüler olan şiirlerinden anlaşıldığı üzere, Pir Sultan komple bir insandır. O salt bir şair değil, aynı zamanda halkın önderi, sözcüsü olarak siyasi bir kişiliktir de. Nitekim bunu bilen Osmanlı devleti, Pir Sultan’a mevki makam sunmuş bunda başarılı olamayınca Pir Sultan’ı idam ettirmiştir. Osmanlı devleti onu idam edip yok edeyim derken Pir Sultan Abdal daha da ölümsüzleşti. Pir Sultan Abdal, şiirlerinde genellikle Alevi davasına ve ulularına olan bağlılığını işlemiştir. Bunların başında da Hz. Muhammed, Hz. Ali, On iki İmamlar, Hacı Bektaşi Veli gelmektedir. Pir Sultan kendi çağının acılarına ancak direnişle son verileceğini coşkulu bir şekilde şiirlerinde dile getirmiştir. Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı 1500’lü yıllarda Anadolu da Osmanlı zulmü vardı. Osmanlı devleti halkı ağır vergilere bağlıyor olmadık baskılar uyguluyordu. Bu baskıların sonucu sürekli isyanlar, başkaldırılar gelişiyordu. Gelişen başkaldırılar anlı-şanlı Osmanlı imparatorluğunu sarsıyordu. Osmanlı imparatorluğunun yöneticileri sadece isyan edenleri değil, bir baştan bir başa tüm halkı kılıçtan geçirip, kanlı saltanatlarını sürdürüyorlardı. İşte Pir Sultan Abdal böylesi koşulların ağır olduğu bir dönemde Anadolu’yu karış karış gezerek bir muhalefet hareketi geliştiriyor ve halkı sömürücü düzene karşı direnmeye çağırıyordu. Pir Sultan Abdal’ın çağrısı salt Aleviler için değil, Osmanlının sömürge düzeninden rahatsız olan herkeseydi. Pir Sultan’ın en büyük propaganda malzemesi Alevi öğretisindeki eşitliği, paylaşmacılığı dile getirdiği şiirleriydi. Pir Sultan Abdal Alevi öğretisi hakkında muazzam bir bilgi birikimine sahipti. Bu bilgisini şiirlerine yansıtıyor, bir ‘yol’ insanı olarak inancının gereklerini yerine getiriyordu. Bilindiği gibi Alevi inancının en belirgin özelliklerinden biriside, ne pahasına olursa olsun haksızlığa, sömürüye, zalimin zulmüne karşı olmaktır. Pir Sultan bu ilkeyi sonuna kadar savundu ve sonunda da Osmanlı devletinin Sivas paşası Hızır (Hınzır) tarafından astırılarak ilkeleri uğruna şehit edildi. Pir Sultan Abdal, Alevi toplumunun yetiştirdiği en büyük kahramanlardan biridir. Pir Sultan Abdal eylemiyle, sanatıyla bir çığır açmıştır. Anadolu da Pir Sultanlar geleneğini başlatmıştır. Bu gelenek onurlu, erdemli insan olma geleneğidir. Bu gelenek ve yarattığı değerler, evrensel anlamda bütün insanlık için bir şereftir

Pir Sultan Abdal kimdir ve neler yapmıştır?
Pir Sultan Abdal, yedi ulu Alevi ozanından birisidir. Kişiliğiyle, sanatıyla, direnişiyle günümüzde de güncelliğini ve haklılığını korumaya devam ediyor.
Pir Sultan Abdal’ın asıl ismi Haydar’dır. Soyu Yemen’den olup oradan Hoy’a yerleştikleri Anadolu’ya göçle beraber Sivas Yıldızeli Banaz yaylasına yerleştiği belirtilmektedir. Kesin doğum ve şahadet tarihi bilinmemekle beraber 1500’lü yıllarda yaşadığı varsayılmaktadır. Pir Sultan Abdal’ın en büyük özelliği ne pahasına olursa olsun inandığı değerlerden zerre kadar taviz vermemesidir. Pir Sultan Abdal’ın günümüzde de oldukça popüler olan şiirlerinden anlaşıldığı üzere, Pir Sultan komple bir insandır. O salt bir şair değil, aynı zamanda halkın önderi, sözcüsü olarak siyasi bir kişiliktir de. Nitekim bunu bilen Osmanlı devleti, Pir Sultan’a mevki makam sunmuş bunda başarılı olamayınca Pir Sultan’ı idam ettirmiştir. Osmanlı devleti onu idam edip yok edeyim derken Pir Sultan Abdal daha da ölümsüzleşti.
Pir Sultan Abdal, şiirlerinde genellikle Alevi davasına ve ulularına olan bağlılığını işlemiştir. Bunların başında da Hz. Muhammed, Hz. Ali, On iki İmamlar, Hacı Bektaşi Veli gelmektedir.
Pir Sultan kendi çağının acılarına ancak direnişle son verileceğini coşkulu bir şekilde şiirlerinde dile getirmiştir. Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı 1500’lü yıllarda Anadolu da Osmanlı zulmü vardı. Osmanlı devleti halkı ağır vergilere bağlıyor olmadık baskılar uyguluyordu. Bu baskıların sonucu sürekli isyanlar, başkaldırılar gelişiyordu. Gelişen başkaldırılar anlı-şanlı Osmanlı imparatorluğunu sarsıyordu. Osmanlı imparatorluğunun yöneticileri sadece isyan edenleri değil, bir baştan bir başa tüm halkı kılıçtan geçirip, kanlı saltanatlarını sürdürüyorlardı. İşte Pir Sultan Abdal böylesi koşulların ağır olduğu bir dönemde Anadolu’yu karış karış gezerek bir muhalefet hareketi geliştiriyor ve halkı sömürücü düzene karşı direnmeye çağırıyordu. Pir Sultan Abdal’ın çağrısı salt Aleviler için değil, Osmanlının sömürge düzeninden rahatsız olan herkeseydi. Pir Sultan’ın en büyük propaganda malzemesi Alevi öğretisindeki eşitliği, paylaşmacılığı dile getirdiği şiirleriydi. Pir Sultan Abdal Alevi öğretisi hakkında muazzam bir bilgi birikimine sahipti. Bu bilgisini şiirlerine yansıtıyor, bir ‘yol’ insanı olarak inancının gereklerini yerine getiriyordu. Bilindiği gibi Alevi inancının en belirgin özelliklerinden biriside, ne pahasına olursa olsun haksızlığa, sömürüye, zalimin zulmüne karşı olmaktır. Pir Sultan bu ilkeyi sonuna kadar savundu ve sonunda da Osmanlı devletinin Sivas paşası Hızır (Hınzır) tarafından astırılarak ilkeleri uğruna şehit edildi.
Pir Sultan Abdal, Alevi toplumunun yetiştirdiği en büyük kahramanlardan biridir. Pir Sultan Abdal eylemiyle, sanatıyla bir çığır açmıştır. Anadolu da Pir Sultanlar geleneğini başlatmıştır. Bu gelenek onurlu, erdemli insan olma geleneğidir. Bu gelenek ve yarattığı değerler, evrensel anlamda bütün insanlık için bir şereftir
