KERBELA...
Kiyamete az kala, kalbim paramparca Kerbela’da. Zulmün vahsetinde titremek degil, haykirmak düstü avuclarima. Kabuslari utandiran bir gün bu, yevm-i aşûra. Ol vakit yazsin ne yazacaksa kalem. Alnimda Zeynep yazgisi, gümrah irmaklar gibi askin seyyahliginda yol almak icin. Lâkin, Hüseyin’im içsin diye bir katre su vermiyor Fırat. Susuz kalıyor Hüseyin’im…
Kelâm sustu. Kalbim sustu. Ruhum kadîm bir yasta… Esir edildim. Esir ettiklerini sandılar beni. Yalnız aşka memlûk idim hâlbuki… Sînemde Kerbelâ’yı taşıdım şehir şehir. Diyar diyar Kerbelâ’yı haykırdım evkâtına dünyanın. Geçmiş zaman ağıtlarını depoladım Kerbelâ’da. Yârelendi ömrüm, boyadım Kerbelâ’ya. Volkandım; önce sustum, sonra patladım. Duymayan kimse kalmayana dek şerh ettim ızdırâbın haritasını. Vedîa bıraktm nâlemi uzay boşluğuna. Âlemi Kerbelâ’da bıraktım tarih sayfalarında. Şâhitti yıldızlar ve ay… Şâhitti güneş. Toprak, ağaç şâhitti. İnsanlık çığırından çıkarken, efgânıma şâhitti kâinât…
Vâ veylâ, elleri kan kokan gaddarlara!
Vâ esefâ, o kanlı elleri öpen dalkavuklara!
Veyl olsun, her devrin Yezidlerine!
Esef olsun, Yezid askerlerine!
Yazıklar olsun Kerbelâ’da ses vermeyen Kûfelilere!