30. Oktober 2011 10:01:26 CET
Nasıl? Dört yaşında Tunceli’deki köyümüz Keşkuvar’dan Ankara’ya geldik. Kale duvarının dibinde bir eve yerleştik; gecekondu mahallesine. 6 kardeştik. Babam gümrük memuruydu. Zar zor geçiniyorduk. Erzaklarımız köyden gelirdi. Ev hep misafirlerle dolar taşardı. Tedavi için gelen yaşlılar, okumaya gelen öğrenciler. Biz Kemal’le evlendikten sonra da öğrenciler çok kaldı bizde. Zaten çocukları eski evimize götürdüm, hayatı öğrensinler diye. Onlar bizlerden daha rahat büyüdü. Fakirdik ama bence bugünkü nesilden daha mutluyduk. Sokaklarda oynar, koşar, tavukların altından yumurta, ağaçlardan meyve toplardık. Sonra İzmit’e taşındık ama ben anneannemle Ankara’da kaldım bir yıl; çünkü hiç Türkçe bilmiyordu, sadece Zazaca konuşabiliyordu. Ben de ona tercümanlık yapıyordum. Siz Zazaca biliyorsunuz demek? Tabii. Zaten 4 yaşına kadar ben de Türkçe konuşmasını bilmiyordum. Kemal de bilir ama benim kadar değil. Sevim Kılıçdaroğlu’nun arkasındaki yastıkta torunu Duru’nun fotoğrafı var. ‘Ben de gecekondu mahallesindenim’ Ankara’ya taşınmak zor olmadı mı? Olmaz mı? “Yabancıydık”. “Kürt’sünüz” derlerdi. Biz Alevi’yiz biliyorsunuz. Bu da eklenirdi. Okulda alay ederlerdi ağabeyimle. O da isyankâr bir çocuktu. Kavga ederdi. Kendi kendime sorardım “Hangisi olmak daha kötü? Kürt mü, Alevi mi” diye. Köklerimin farkında olarak yetiştim. Dersim’in çok acı bir tarihi var. Öyle. Büyüklerimiz hep anlatırdı. Kemal Bey’in babası, 1938’den sonra sürgün edilmiş. Evet. Halası aileden 40 kişiyle birlikte götürülmüş. Derin izler bırakıyor tabii. Öfkeleniyorsunuz. Öldürüldüler mi? Evet. (Gözleri doluyor)